Demokratik Özerk Kürdistan Modeli Taslağı

DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ BİLEŞENLERİNCE HAZIRLANMIŞ OLAN, DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN MODELİNİN TASLAK SUNUMU

Demokratik Özerk Kürdistan Modeli Taslaği

1- Kısa Tarihçe

Bilindiği üzere; insanlık tarihinin şafağı olan Neolitik tarım devriminin gerçekleştiği Mezopotamya‘nın en eski halklarından biri olan Kürtler, bugün inkar ve imha politikaları sonucu soykırım tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Ulus devletçi anlayışlar Kürdistan‘ı kendi uluslaşmalarının yayılma alanı olarak görmekte ve bunun için görülmedik baskı, istismar ve asimilasyon yöntemleri uygulamaktadırlar. Kürtlerin bu insanlık dışı amaca karşı kutsal direnişleri olmasa, insanlığın kök hücresi gibi olan bu halk gerçekliği yok olmakla yüz yüze kalacaktır.

İlk devletçi uygarlık ve imparatorluklar aşağı Mezopotamya‘da ortaya çıkınca gözünü diktikleri yer Kürdistan olmuştur. Bu nedenle Kürtler tarihte özgürlük mücadelesi veren halkların başında gelmektedir. Devlet ve imparatorlukların Kürdistan üzerinde sürekli baskı kurması, Kürt halkını bir taraftan aşiret konfederasyonları biçiminde savunma yap-maya yöneltirken, diğer taraftan da bu temelde güçlenen yapılarıyla komşu halklarla birbirini tanıma ve birlikte yaşama kültürünü geliştirmişlerdir. Devletsel yapılar içinde de belli düzeylerde özerkliklerini koruyarak varlıklarını sür-dürmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin ulus devlet zihniyeti ve bunun ideolojisi olan milliyetçilik, Ortadoğu‘ya girdikten sonra başta Kürtler olmak üzere halklar açısından ağır ulusal, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlar baş göstermiştir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi milliyetçilik patolojisine bulaşan halklar diğer halkların düşmanı haline getirildiği gibi, ulus devletler de diğer halkların kültürlerini yok etmek için sistematik bir inkâr, imha ve asimilasyon saldırısı başlat-mışlardır. Bunun sonucu Kürtler kapitalist modernite öncesi var olan özerkliklerini kaybetmeyle karşı karşıya kaldıkları gibi, ulusal varlıklarına yönelik saldırılar da artmıştır.

20. yüzyılın başlarına gelindiğinde ulus devletçi zihniyette olan ve milliyetçilik zehriyle şekillenen Türk, Arap ve Fars egemen elitleri, etkilerindeki toplumları da kullanarak sistematik olarak Kürtlere karşı kültürel ve fiziki soykırım poli-tikaları izlemişlerdir. Bunun sonucu Kürtler; Türk, Arap ve Fars ulus-devletleri altında görülmedik ağır baskılarlarla karşılaşmışlar, 20. Yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ulusal varlıklarını tümden kaybetme durumuyla karşı karşıya gelmişlerdir. Özellikle Türkiye‘nin inkârcı politikaları sonucu Kürtler, Kuzey Kürdistan‘da 1970‘li yılların başına gelin-diğinde yok olmanın eşiğine getirilmiştir.

20. yüzyılın başından itibaren İttihat ve Terakki‘nin diğer halkları yok etme temelinde Osmanlı imparatorluğundan geriye kalan topraklar üzerinde Türk uluslaşmasına dayalı ulus devlet yaratma politikası, diğer halklara büyük acılar yaşattığı gibi, Kürt-Türk ilişkilerinde de Kürtleri yok oluş sürecine götüren bir dönemin başlamasının ideolojik ve siyasi temeli olmuştur. Osmanlı‘nın Birinci Dünya Savaşı‘nda tümden dağılması ve Türk ulusal varlığının tehlikeye girmesi karşısında Mustafa Kemal tarihteki geleneğe uygun olarak özellikle Kürtlerle ilişki ve ittifak içinde olmayı çok önemli görmüştür. Türkiye Kurtuluş Savaşı‘nı bu temelde kazanmış; Türkiye Cumhuriyeti bu ilişkiye dayanarak kurulmuştur. Böylelikle Kürtlerle ilişkinin kardeş Türk halkı için büyük değeri bir daha anlaşılmıştır. Mustafa Kemal‘in o yıllarda Kürdistan için özerklik düşünmesi ve Birinci Meclisin 1922 Şubat‘ında bu yönlü karar alması, yeni Türkiye‘nin kuruluşunda Kürt-Türk ilişkilerinin öneminin bir kez daha anlaşılmasının sonucudur. Kürtler de Osmanlı İmparator-luğu‘nun son dönemdeki politikalarından önemli zararlar görmelerine ve ciddi sıkıntılar yaşamalarına rağmen, Araplar ve diğer halklar gibi ayrılmayı değil, aynı dinden olan ve geçmişten beri özerkliklerini koruyarak aynı devlet içinde yer aldıkları Türklerle, yine özerkliklerini belirli oranda koruyarak birlikte yaşamayı tercih etmişlerdir.