Demokratik Ulus Paradigması

DEMOKRATİK ULUS PARADİGMASI

Demokratik özerklik:
Türkiye halklarının hiçbir ihtiyacını karşılamayan, Türkiye toplumuna da yük haline gelen ulus-devletin var olan katı zihniyetini değiştirme ve halkların siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmesi önünde engel olmaktan çıkarma temelinde cumhuriyetin demokratikleşmesini hedeflemektedir. Dolayısıyla demokratik özerklik, demokratik cumhu-riyetin Kürdistan‘daki izdüşümü olarak görülmelidir.

Demokratik özerklik; Kürdistan toplumunu 8 boyutta örgütleyerek Demokratik Özerk Kürdistan’ın inşasını hede-flemektedir.

Kürdistan toplumu daha bugünden sadece Türkiye‘nin değil, tüm bölge ülkelerinin en büyük demokratikleşme gücü haline gelmiştir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, Kürdistan toplumunda gerçekleştirdiği demokratik, sosyal ve kültürel devrimle başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu‘nun demokratikleşmesi açısından büyük bir güç ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla Demokratik özerkliğin inşa süreci, bölgenin demokratikleşmesini de beraberinde getirecektir.

Demokratik özerklik; bir devlet kurumlaşması olmadığı için iktidar ve devlet odaklı savaşlar içinde olmaz. Bu açıdan tüm topluluklar, halklar ve siyasi birimlerle karşılıklı çıkar içinde en sağlıklı ilişkileri kuracak karaktere ve kapasiteye sahiptir.

Demokratik özerklik; toplumdaki tüm çoklukların birbirlerini tamamlama ve güçlendirme biçiminde demokratik konfederal birliğini sağlama yeteneğini gösterirken, Kürdistan ülkesinin diğer parçalarındaki Kürt siyasi sistemleri ve bölge halklarıyla da demokratik ve özgür ilişkiler geliştirecektir.

Demokratik Özerklik Modeli‘nin Boyutları:
Demokratik Özerk Kürdistan Statüsü, kendisini sekiz ana boyut altında örgütleyecektir:

Siyasal
Hukuki
Öz Savunma
Sosyal
Ekonomik
Kültürel
Ekoloji
Diplomasi

1- SİYASİ BOYUT:
Demokratik Özerk Kürdistan‘ın siyasi iradesi, gücünü demokratik örgütlenmiş toplumdan, toplum da özgür yurttaşın bireysel haklarıyla kolektif-grup haklarının birlikte kullanmasından alacaktır. Bu gücü, toplum yararına demokratik siyasetle yerine getirir. Bunun için ulus-devletin katı merkeziyetçi, bürokratik yönetim ve idare anlayışına karşılık de-mokratik örgütlenmeyi esas alır. Demokratik siyasetle toplumun tüm kesimleri siyasal sürece katılır, işlevli olur. Böyle-likle açık, şeffaf yüz yüze politik topluluklar değişimin ve demokratikleşmenin gücü olur.

Demokratik özerklikte siyasi yönetim; tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent me-clisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte Toplum Kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi tem-silcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan, kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir. Ayrıca demokratik özerklik alanında farklı kimlikler de kendi sembollerini kullanır. Bu anlamda Demokratik özerklik, Kürt halkının demokratik Türkiye içinde yaşama iradesidir.Yani Kürt halkının siyasi statüsünü ifade eder.

Demokratik özerklik; bir coğrafyaya, etnik ve dinsel topluluğa değil, farklılıkların birlikte yaşama kültürüne, demo-krasiye dayanır. Demokrasi kriteri olan etnik, dinsel, sosyal ve kültürel hakları ifade eder. Bu model sadece Kürdistan için değil, Türkiye‘nin diğer bölgeleri için de geçerlidir.

Demokratik özerklikte asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclisi ve delegelerinindir. Her topluluk söz, tartışma ve karar yetkisini halk meclisleriyle yerine getirir. Katılımcı, çoğulcu, doğrudan halk demokrasisini esas alır.
Demokratik özerklik, sadece devletin yetkilerini ve gücünü sınırlamakla kalmaz, bu rolü oynamakla birlikte devlet + demokrasi anlayışıyla toplumun demokratik yaşamını kurarak, katılımcı ve doğrudan demokrasiyi devletin yanı başında var eder. Örgütlenme çokluğu ve zenginliği demokrasinin derinleşmesi, bireyin, toplulukların güç ve irade kazanması olarak görür.

Kültürel, etnik, cins, inanç farklılıklarının özgün ve özerk örgütlenme hakları olmalıdır. Bu halkların (Asurî- Sürya-ni-Keldani, Arap, Ermeni, Azeri) ve Ezidi-Alevi gibi inanç topluluklarının Demokratik Özerklik içinde kendilerini temsil etmelerine önem verilmelidir. Bu ahlaki ve politik toplumun gereğidir.

Toplumsallıktan kopan ve toplum aleyhine gelişen bireycilik kabul edilmeyeceği gibi bireyi iradesizleştiren, silikleştiren toplumsallığa ters düşen geleneği de kabul edemeyiz. Özgür birey-özgür toplum, özgür toplum-özgür birey ilişkisini birbirini var eden toplumsal bütünlük olarak benimsemekteyiz. Kadınların özgürlük düzeyini demokratik toplumun temel kıstası olarak görmekteyiz.

Demokratik Özerk Kürdistan‘da, toplumun siyasi, sosyal, ekonomik, kültür, sanat, spor, eğitim, hukuk, kamusal amaçlı ulaşım, ticari, mali ve sınai vb tüm alanlarda özgün örgütlenmelerin yaratılması toplumsal bir ihtiyaçtır. Demokrasinin vazgeçilmez araçları olan siyasi partiler ideolojik hegemonyayı, siyasi egemenliği amaçlamadan, ahlaki ve politik topluma ters düşmeden yeniden yapılandırılmalıdır.

Köylerden başlamak üzere en tabanda komünler ve şehirlerde meclisler, demokratik özerk sistemin demokratik kurumlarıdır. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm kesimlerin tabanda meclisler oluşturarak politikaya doğrudan katılımları, demokratik sistemin demokratik işleyişi, ahlaki politik toplumun gereğidir. Köylerdeki muhtarlık ve ihtiyar heyetleri devletin aracı olmaktan çıkıp demokratik araçlar olarak örgütlendirilmesi gerekir. Şehirlerarası belediye birlikleri bölgesel çaplı olarak anlamlıdır.

Demokratik ulus paradigması 3 esastan oluşmaktadır:
1. Demokratik ulus
2. Cinsiyet özgürlükçü
3. Ekoloji

Kapitalist modernitenin 3 temel özelliği:
1. Ulus-devlet
2. Sınırsız kâr
3. Endüstriyalizm

Nihai hedef:
Çoğulcu, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir konfederalizmdir.

KCK veya HDK örgütlenmesi nedir ve nasıldır?

Demokratik Ulus İlkesi:
Dil, etnisite, sınıf ve devlete dayanmayan, çok dilli, çok etnisiteli, sınıf ayrımına ve devlet ayrıcalığına yer vermeyen, özgür ve eşit bireylere dayanan demokratik toplumun ulus halini ifade eder. Demokratik ulus demokratik vatandaştan ve topluluklardan oluşur. Açık uçlu kültürel kimliklerden oluşan esnek ulus paradigmasını esas alır.

Modernite
Modernite genel anlamda bir çağın toplumsal yaşam tarzıdır. Maddi ve manevi kültür olarak bir döneme damgasını vuran tüm teknik, bilim, sanat, siyaset ve moda unsurlarını ihtiva eder.”

Demokratik konfederalizm, tüm bu gerçekler ışığında ahlaki politik topluma dayanarak gelişen demokratik uygarlığın ihtiyaç duyduğu devletleşmemiş yönetim tarzıdır.

Resmi modernitenin temel yönetim tarzı ulus-devlet modeliyken, demokratik modernitenin buna karşılık gelen yö-netim tarzı demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm, toplumsal doğanın çoklu yapısına en uygun yönetim tarzıdır. Devletçi sistemler ve onun son hali olarak ulus-devlet, merkeziyetçi olduklarından toplumsal doğadaki çoklu yapıyı görmez, farklılıkları tekleştirir.

Hareketimiz ilk çıkış dönemlerinde Kürdistan’ı mevcut sömürge statüsünden kurtarmayı ve bunun için de bir devlet kurmayı amaçlamıştı. Ancak değişen konjonktür ve bölgeyi toplumsal krizlere iten savaşlar sonrasında Orta Doğu’da devlet sahibi olmakla özgür bir toplum olmanın arasında farklar olduğunu tespit etti. Özellikle Orta Doğu’nun kemikleşmiş bağnaz zihniyetinde özgürlüklerin önündeki en büyük engelin yine devletler olduğu gerçeği açığa çıktı. Dışarıda Batılı emperyalistlerin huzurlarında el pençe divan duran işbirlikçi devlet adamları içerde masum insanların kanını dökerek iktidarlarını sürdürmektedirler. Oysa farklı kimliklere, inançlara ve cinse hak ettiği özgürlüğü vermek için her şeyden önce iktidar hesaplarına ve kaygılarına yenik düşmeden köklü bir zihniyet devrimini gerçekleştirmek gerekirdi. Bu durum karşısında özgürlük hareketi Orta Doğu’da Kürtlerin tek başına kurtuluşunun mümkün olmadığına karar verdi. Önderliğimiz adına kapitalist modernite dediği; ulus-devlet, sınırsız kâr ve endüstriyalizme karşı alternatif bir düşünce geliştirdi. Cinsiyet özgürlükçü, demokratik, ekolojik-ulus yaratmayı amaçlayan bu düşünceden hareketle; bütün halkların eşit ve barış içinde yaşamalarını esas alan demokratik bir konfederalizm hedef olarak belirlendi. Bu değişimle birlikte Kürdistan’da hızla halkların demokratik ittifakı gerçekleşmeye başladı. Yakın zamana kadar bir birini boğazlayan etnik kimlikler ve inançlar geldiğimiz süreçte yeni bir başlangıç için aynı cephede birleşmeye başladılar. Irak ve Suriye’de bir tarafta vahşeti aratmayan düşmanlıklar yaşanırken bizim cephemizde ise Demokratik Ulus Paradigmasını benimsemiş olan, Arap, Kürt, Türkmen, Süryani, Müslüman, Hristiyan, Alevi ve Ezidi halklar kurtuluş için omuz omuza mücadele yürütmektedirler.

Kürdistan’da düne kadar dini farklılığından dolayı çoğunluğun hedefi olan, dışlanan, yok edilmek istenen Ezidi halkına bugün en çok da Alevi, Sünni halkımız sahip çıkmaya başlamıştır. Bütün Halkları farklılıklarına rağmen demokratik temelde bir araya getiren yeni Önderlik paradigması ne denli haklı ve yerinde bir politika olduğunu son siyasal süreçte bütün dünyaya ispatlamıştır.

Ulus-devlet kültüründe yetişen, milliyetçi, erkek egemen zihniyete sahip, tek tip inançla şartlandırılmış, demokratik olmayan halklardan oluşan Orta Doğu şimdi tarihsel bir zihniyet devriminin sancılarını yaşamaktadır. 18 yüzyıl Fransız devrimi nasıl ki Avrupa için bir dönüm noktası olduysa şimdi daha büyük bir halk devrimi Orta Doğu’da kendisini göstermeye başlamıştır. Dikkat edilirse: Dünyada kadını özerk kabul eden, kendini örgütlemesi ve geliştirmesi için ona özgünlük kazandıran yalnızca bizim hareketimiz olmuştur. Bu zihniyet değişiminin Orta Doğu gibi bağnaz bir coğrafyada hayata geçirilmesi toplumlar tarihi açısından bakıldığında gerçek bir mucizeden farksızdır. Bilinçlenen ve güçlenen kadınla birlikte toplum, toplumla birlikte birey de gelişmeye başlamıştır.

Burada gözden kaçırılmaması gereken temel bir nokta da şu olmalıdır: Örgütsüz ve zayıf iradeli toplumlar devlet adı altında seçkin bir sınıfın çıkarlarına hizmet etmekten kendilerini kurtaramazlar. Ulus veya sınıf temelli devlet iktidarına bulaşmadan, farklı kimliklerin ve inançların demokratik birliğini esas alan yeni paradigma temelinde halkımız kendisini bulunduğu her yerde örgütlemek ve güce dönüştürmek zorundadır. Bazılarımız “devlet olmadan nasıl birlik ve güç olunur?” diye sorabilirler. Bunlara cevabımız: “Dini cemaatlere bakın!” olacaktır. İslam ve Hristiyan toplumların dev-letlerin içinde nasıl iktidar olmadan asli güce ulaştıklarına baksınlar. Hristiyan dünyası dediğimiz dini toplumlar hiçbir devlette iktidar değildir. Bir istisna olarak Vatikan dışında hiçbir devletleri de yoktur. Laik Türk devletinde iktidar da İslam’ın değildir ancak devletin dikkate almak zorunda olduğu örgütlü bir İslam toplumu gerçeği vardır. İslam’la iyi geçinmek zorunda olan devlet onun taleplerine ve ihtiyaçlarına da cevap olmak zorundadır. Üstelik devletin de dinin de bir biriyle çelişen, aykırı düşen kendi yasaları vardır. Ancak, farklı yasaları olması devletle düşman olmaları anlamına gelmemektedir. Bu çerçevede değerlendirdiğimizde zaten Türkiye’de fiili olarak yaşanan fakat ilan edilmemiş en büyük öz yönetim İslam’ın ta kendisidir. Devlet de iktidarı hedeflemediği müddetçe bu öz yönetime karşı silah kullanmamıştır. Tıpkı devletler nezdinde kabul gören İslam ve Hristiyan toplumlar gibi bizler de bütün etnik kimliklere, inançlara ve cinslere demokratik özerklik talep ediyoruz. Nasıl ki “dinler evrenseldir,” deniyorsa demokrasiler de aynı şekilde ev-renseldir. Dini toplumlar ne kadar meşru ise demokratik toplumlar da aynı derecede haklı ve meşrudur.

Nächster ArtikelAvrupa Kürt Halk Meclisleri Tüzüğü